Ana SayfaMakaleİtikatta İfrat, Vasat, Tefrit

İtikatta İfrat, Vasat, Tefrit

İtikatta İfrat, Vasat, Tefrit. İFRAT: Tekfirde çok aşırı olmak, tabir câiz ise kendinden ve kendi mezhebinden başkasını küfürle itham etmektir. Bunun en açık örneği HÂRİCÎLER’dir. Bunlar Hakem olayından sonra Hz. Ali başta olmak üzere Ashab-ı Kiramın bir çoğunu ve orada bulunanların çoğunu tekfir etmişlerdir. Bu inançta olanlar inişli çıkışlı olarak tarih boyu devam edegelmiştir. Günümüzde […]

İtikatta İfrat, Vasat, Tefrit.

İFRAT:

Tekfirde çok aşırı olmak, tabir câiz ise kendinden ve kendi mezhebinden başkasını küfürle itham etmektir.

Bunun en açık örneği HÂRİCÎLER’dir. Bunlar Hakem olayından sonra Hz. Ali başta olmak üzere Ashab-ı Kiramın bir çoğunu ve orada bulunanların çoğunu tekfir etmişlerdir.

Bu inançta olanlar inişli çıkışlı olarak tarih boyu devam edegelmiştir.

Günümüzde bu inanç şekli:

a) Selefîler – Vahhabîler olarak tezahür etmektedir. Selefîler – Vahhâbîler mezar ziyaretini câiz görmekle birlikte, direkt olarak mezar ziyaretine gitmeyi haram, hattâ şirk saymaktadırlar.

Meselâ:

Medine-i Münevvereye giderken Mescid-i Nebeviyyeye gitmeye niyet ederek gitmek gerekir. Gittikten sonra Resül-i Ekrem’in Kabri şeriflerini ziyaret etmenin câiz olduğunu söylerler. Fakat, direkt Resül-i Ekrem Sallellahu aleyhi ve sellemin kabrini ziyarete gitmenin haram ve şirk olduğunu söylerler.

Mezarların etarafını mermer vesaire şeylerle yapmayı, mezarların üstünü kubbe yapmayı haram ve şirk sayarlar. Bunu yapanları da müşrik addederler.

Böylelerine verdikleri özel ad:

القبوريون

mezarcılardır.

Bu, tekfirciliğin örneklerinden sâdece bir tanesidir.

Hicazda Osmanlıya başkaldırı bu iddialarla başlamıştır.

Buna göre Osmanlılar ve Osmanlı Coğrafyasında yaşayanları

قبوريون

diye nitelerler. Bazan bidatçılıkla, bazan müşriklikle itham ederler.

b) Deaşçılar.

Kendileri gibi inanmayanları tekfir edenlerin ikinci şıkkı deaşçılardır.

Bunların kimin boynunu ne diye vurdukları herkesce malümdur.

Çünkü önce ekrana çıkarıyor sonra infaz ediyorlar.

Bunların ikisi de ifrat, ikisi de aşırıdır. “biz Ehlisünnetiz” deseler dahi, bu inanışlarıyla Ehlisünnetin dışındadırlar.

TEFRİT:

Tefrit ifratın karşıtı, tam zıddıdır.

Her şeyi mubah sayacak derecede hoşgörülü olmak, bir önceki şıkka göre tefrittir.

Tarihten örnek vecek olursak: her şeyi helal, her şeyi mubah sayan KARMATÎLER tefritçidir.

Yemek içmek konusunda, nikah ve talak konularında aşırı ibâhiyeci, haramlar konusunda aşırı hoşgörücüdürler. Neredeyse hayatlarında haram ve yasak bırakmamışlardır.

Günümüzde bununların benzeri “Kur’an Müslümanlığı” diye nitelendirilen uydurma dindir.

Bu, Karmatiliğin günümüze uzantısı olarak tam bir tefrittir.

Bunlara göre Kur’ani Kerimde haram edilmeyen her şey helaldır, mubahtır.

Meselâ:

Ölmüş hayvanların ve akan kanın dışında sadece “hınzır” haramdır.

İçlerinde domuzun Kur’ani Kerimde geçmediğini, Kur’ani Kerimde geçen hınzırın da domuz olmadığını söyleyenler, dolaylı olarak domuzun da haram olmadığını iddia edenler de vardır.

Kur’an Müslümanlarına göre hınzırdan başka köpek, kedi, fare, çakal vesaire, bütün türleriyle kara hayvanları, deniz hayvanları ve kuşlar, yani ne kadar canlı varsa hepsi helal ve mubahtır.

İşin enterasan tarafı haramlar konusunda, her şeyi helal sayacak kadar hoşgörülü olan Kur’an Müslümanları, ayni hoşgörüyü kendilerinden olmayan Müslümanlara göstermemektedirler.

Bazı hükümler Resülüllah sallellahu aleyhi ve sellemin Sünnetiyle, Hadis-i şeriflerle sabittir diyenlere karşı hiç hoşgörülü, hiç musamahakar değillerdir.

Sünnetin, Hadis-i şeriflerin Vahiy olmadığını iddia ederek, sanki Resül-i Ekrem Sallellahu aleyhi vesellem din adına kendiliğinden söylemiş gibi iddia ederek, Allah’tan başka kimse hüküm koyamaz iddiasındadırlar. Peygamber Sallellahu aleyhi ve sellemin bir şeyi haram ettiğini veya helal ettiğini söyleyenleri müşrik kabul etmektedirler.

Hatta tekfirde çok daha ileri giderek,

لااله الاالله

tan sonra

محمدرسول الله

demeyi bile şirk sayarak, böyle diyenlere müşrik diyecek kadar tekfirde aşırı olanlar mevcuttur. İnternet sayfalarında dolaşınca bu ve başka örneklerini görmek mümkündür.

Bir taraftan Hazreti Âdem’in Havva Validemizle evlenmesi, Hazreti Âdem’in çocuklarının evlenmesi konusunu istismar edip eleştirdikleri halde, evlenme ve boşanma konusunda da son derece ibâhiyecidirler. Kur’an-ı Kerim’deki boşanma ile ilgili Âyeti Kerimeleri farklı yorumlamaktadırlar.

Kur’an Müslümanlığını savunan birisiyle yazışmamızda;

Çakal, köpek, kedi, fare gibi hayvanların hükmünün ne olduğunu sorduğumuzda

“Kuranda yasaklanmamıştır, içi alan yiyebilir” demişti.

Kur’an-ı Kerim’de “namaz” geçmediğini, Kur’ani Kerimde geçen “Salât” kelimesinin “desteklemek” anlamında olduğunu iddia ederek, İslamda namazın olmadığını iddia eden fraksiyonları mevcuttur.

Haramlar konusunda bu kadar geniş hoşgörüye sahip olanlar, Hanefîleri, Şafiileri, Malikîleri, Hambelîleri Emevîler tarafından uydurulan dinin mensupları olarak nitelendirmektedirler.

Tekfir etmektedirler.

Kendilerinin savunduğu ve yaymaya çalıştıkları dinin ise “İndirilen din” olduğunu iddia etmektedirler.

Yani kendilerinden başka, iki milyara yakın müslümanın dininin “uydurulan din” olduğunu, Oryantalistlerin uydurup ellerine verdikleri dinin Allah tarafından “indirilen din” olduğunu, bu dine geçmeyenlerin de müşrik olduğunu iddia etmektedirler.

Bugün İFRAT- TEFRİT denildiğinde adres bu zümrelerdir.

Hepsinden Allaha sığınırız.

VASAT:

İşte bu iki zümrenin ortasında olanlar Vasat Ümmet, bir diğer adiyla Ehlisünnet velcemaattır.

Elhamdülillah biz Ehlisünnet vel Cemaatız.

Ehlisünnet velcemaat Sevâd ül Azamdır. İslam’ın ana gövdesidir.

Ehlisünnete göre;

küfrü zahir olmadıkça Ehl-i Kıble tekfir edilemez.

Bir başka ifade ile, Kelimeyi şehadeti ağzıyla söyleyip kalbiyle tasdik eden ve İmanın altı şartıyla altını eksiksiz dolduran herkes mü’mindin.

Kelime-i Şehadeti söylese dahi, İmanın altı şartıyla altını doldurmayan İslam’a girmiş sayılmaz, daha evvelden Kelime-i Şehadetin altını doldurup İslama girmiş olanlar, İmanın altı şartının bir tanesini eksiltmekle de İslamda kalamaz.

Bir kimsenin küfrünün zahir olması ya yaşantısıyla, fiilî davranışlarıyla olur, ya kendi ifade ve beyanlarıyla yanı konuşmalarıyla sabit olur, yada yazdıkları kitaplarla, yazdıkları makalelerle, yazdıkları mesajlarla sabit olur.

Yukarıda da ifade edildiği gibi Ehl-i Sünnet Ehl-i Kıbleyi tekfir etmez.

Namaz kılsa dahi Küfrü zâhir olanları, Kelime-i Şehadetin altını İmanın altı şartıyla doldurmayanları da tezkiye etmez, edemez.

İslamda “berâeti zimmet” asıldır. Yani günah yaptığını görmediğimiz her Müslüman günahsızdır. Musallâya gelen ama tanımadığımız bir kişiye bile iyi şahitlik ederiz. Çünkü günah yaptığını görmemişiz. Ama özellikle İman konusunda küfrünü izhar edenlere hüsnü şehadet edemeyiz. Edilemez.

Merhum babamın kitapları arasında birkaç varaklık matbu, osmanlıca bir hikaye kitabı vardı, çocukluğumuzda okumuştuk, aradan uzun zaman geçti, hepsini hatırlayamıyoruz ama başlığını ve konusunu hatırlıyoruz.

Kitapçığın adı “Uğri Abbas” idi. (uğri: hırsız demekmiş. Yani hırsız Abbas hikayesi)

Hikayenin ana konusu:

Uğri Abbas ölünce sadece çevredeki Uğriler toplanmış gitmiş ve Uğri Abbası tezkiye etmişler, şeklinde devam ediyordu.

Ehlisünnet olarak biz, Ehli Kıbleyi tekfir edemeyiz. Ancak, Uğri Abbas’ın tezkiyeci uğri meslektaşları gibi de herkesi, özellikle açıkça inkar edenleri tezkiye de edemeyiz.